2018 Interview with Nilüfer Şaşmazer (TR)

Özlem Günyol ve Mustafa Kunt ile “AYRIAYRIBİRARADA - harfler, sayılar, noktalama ve diğer işaretler” hakkında bir söyleşi

Nilüfer Şaşmazer

Yanköşe için gerçekleştirdiğiniz “AYRIAYRIBİRARADA” projesi, değiştirilen anayasa metninin güncel halini soyut, karmaşık bir örüntü şeklinde sunuyor. Son derece kavramsal bir yaklaşıma sahip bu işe hazırlanırken çıkış noktanız ne oldu? 

“AYRIAYRIBİRARADA”, Türkiye’de gerçekleştirdiğimiz ikinci kamusal alan projesi. İlkini 2011 yılında Ankara’da Yüksel Caddesi’nde gerçekleştirmiştik. “İkna Egzersizleri” isimli bu çalışma 2011 seçim döneminde siyasal parti liderlerinin propaganda posterlerinde verdikleri pozlardan yola çıkılarak oluşturulmuştu. Proje, seçimlerden hemen önce Yüksel Caddesi’ndeki bir billboarda yerleştirilmiş ve seçimler gerçekleştirildikten kısa bir süre sonra da kaldırılmıştı. “İkna Egzersizleri”, görsel olarak çok daha direkt ve hızlı anlaşılabilen, mizahi bir dili öne çıkaran bir çalışma olarak “AYRIAYRIBİRARADA”dan ayrılsa da, her iki iş de aynı noktadan besleniyor: Kamusal alanda bir söz söyleme hakkı doğduğunda, bu hepimize ait olan bir mekana müdahale etmek anlamına geliyor. Böyle olunca da, hepimizi doğrudan etkileyen bir konu üzerine bir şeyler söyleme isteği kaçınılmaz oluyor. “AYRIAYRIBİRARADA” projesi, 16 Nisan 2017 referandumundan birkaç ay sonra tasarlandı. İş anayasa metninin şimdiki halinin tamamını içeriyor. 

Anayasadaki harfler, sayılar, noktalama işaretleri ve diğer işaretler, bu işte yalnızca benzerleriyle bir araya geliyor ve hepsi farklı akslarda uzanan çizgilere dönüşüyor. Yani bir anlamda anayasanın tüm içeriğini parçalara ayırıp onu hem anlamsızlaştırıyor hem de yeni anlamlara gebe hale getiriyorsunuz. Bir anlamda izleyene “Sen de kendi cümleni kur, anlamını yarat” gibi bir çağrıyı barındırıyor mu bu iş? 

Evet, çalışma anayasa metninde kullanılan bütün ögeleri birbirlerinden ayırarak her bir ögeyi kendi benzeriyle bir araya getiriyor ve böylece metni çözüyor. Ancak, kendi benzerleriyle bir araya gelen ögeler bağlı oldukları metinde kullanıldıkları sayı kadar varlar. Bu nedenle, anayasa metni bütün potansiyeliyle gözümüzün önünde durmaya da devam ediyor. Metinden ayrılan ögeler anlamsızlaşıyorlar, anlamsızlaştıkça bağımsızlıklarını kazanıyorlar. Bağımsızlıklarını kazandıkları andan itibaren kendileriyle kurulabilecek yeni cümlelere alan açıyorlar. “AYRIAYRIBİRARADA”, anayasanın bizi bütün farklılıklarımızla bir arada tutan bir forma dönüşmesi önerisini görsel olarak ortaya atıyor. 

Anayasalar bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan metinler; bu açıdan Türkiye’deki sisteme dair politik bir bakış, duruş da sezilebiliyor. Nitekim daha önceki çalışmalarınız da bireysel ve kolektif aidiyet, politik sistem ve kimliğin inşası, dil, semboller gibi birbirine bağlı kavram ve olguları işliyor. “AYRIAYRIBİRARADA” bunların arasından, anayasadaki hak kelimesinin olduğu sayfalar üst üste getirilerek bütünü okunmaz bir hal almış “Hak” (2015) ya da 1982 anayasasındaki her bir harfi ayrı kitaplara topladığınız “İlk Günkü Kadar Taze” (2011) adlı çalışmalara içerik açısından, ulusal bayrakların temel çizgilerini üst üste bindirerek oluşturduğunuz “Kurucu Çizgiler”e (2015) ise görsel anlamda yakın denebilir mi?

“İlk Günkü Kadar Taze”, 2010 referandumundan sonra yaptığımız bir çalışma. İş, anayasa metnini oluşturan bütün ögeleri, “AYRIAYRIBİRARADA”da da olduğu gibi, birbirlerinden ayırıyor. Fakat “AYRIAYRIBİRARADA”dan farklı olarak birbirlerinden ayrılan ögeler metindeki yerlerini terk etmiyorlar, yerlerini koruyarak 53 kitaba bölünüyorlar. A kitabının içerisinde sadece a’lar, 5 kitabının içerisinde sadece 5’ler, nokta kitabının içerisinde ise sadece noktalar var. İş, harfler, rakamlar ve noktalama işaretleri ile ilk defa karşılaştığımız ilkokul günlerine gönderme yapıyor ve metni olası kurgulara açık hale getiriyor. “Hak” ise anayasa metninde bulunan bütün hak kelimelerini bir araya toplayarak metnin geri kalanını arka plana itiyor ve anayasanın öncelikli konusunun bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması olduğunun altını çiziyor. 

Her iki iş de anayasa metninin değişimi üzerine tartışmaların yaşandığı dönemlerde yapıldı. Fakat biraz daha yakından bakarsak, 2011 yılında yaptığımız “İlk Günkü Kadar Taze”, adından da anlaşıldığı gibi, daha iyimser bir çalışma. 2015’te gerçekleştirdiğimiz “Hak” kaygıların arttığını gösteriyor. “AYRIAYRIBİRARADA”da ise metni oluşturan ögeler metindeki yerlerini terk ederek art arda sıralanıyor, kaotik bir şekilde yeniden bir araya geliyor ve bir anlamsızlık anı yaratıyorlar. “Kurucu Çizgiler” işi görsel olarak “AYRIAYRIBİRARADA” işine yakın gibi gözükse de “AYRIAYRIBİRARADA” işindeki rastlantısal bir araya geliş, “Kurucu Çizgiler”de bir düzen olarak karşımıza çıkıyor.

Bu işin kamuya açık bir alanda yer alması ve içeriğinin anayasadan ödünç olması akla toplumsal sözleşmeyi de getiriyor. Bu çalışma toplumsal uzlaşı kavramını merkeze alıyor demek doğru olur mu? Ve sizce kamusal alanda yer alması nedeniyle, birey-devlet ilişkisini merkeze aldığınız diğer işlerden ayrılıyor mu?

Evet, bu çalışma toplumsal uzlaşıyı merkezine alıyor demek doğru olur. Anayasa, hepimizi ilgilendiren bir metin. Her ne kadar yeni anayasa %51’le referandumdan geçmiş olsa da, %100’ümüzü etkileyecek bir konuda toplumsal uzlaşıyı sağlayacak bir metin talep etmek her birimizin en doğal hakkı olmalı diye düşünüyoruz. İşin kamusal alanda sergileniyor olması ise oradan geçecek olan herkesin işle olumlu ya da olumsuz bir diyaloğa girecek olması demek. Bu anlamda çok daha fazla insanla iletişime geçeceği için iç mekanlarda gösterdiğimiz projelerden ayrılıyor.

Diğer taraftan, anayasayı lime lime etmek bir anlamda toplumsal sözleşmeyi de (tekrar, ama belki farklı şekillerde kurmak üzere) bozmak anlamına geliyor. Bu açıdan işinizin aslında anarşik bir boyutu olduğunu düşünmek mümkün mü? 

İşin, anayasa metnini kaotik bir platforma taşıdığı doğru ancak “AYRIAYRIBİRARADA” işinin şu anda yürürlükte olan anayasa metnini potansiyel olarak olduğu gibi koruduğunu da unutmamak lazım. Bizim işimiz, elimizde olan şeyin kendisinden nasıl yeni bir öneri yaratabiliriz sorusuna cevap arıyor diyebiliriz. Bu anlamda iş anayasayı görsel bir alana taşıyor, onu başka bir dile aktararak dönüştürüyor. Bizim burada yapmaya çalıştığımız metnin kendisinin, kendisine rağmen daha kapsayıcı başka bir şeye evrilebilmesi ihtimalinin üzerine gitmek. 

Yapıbozumcu bir yönü olsa da çalışma, adından belli olduğu üzere, farklılıkların bir aradalık durumuna göz kırpıyor; hatta hem bireysel hem kolektif bir duruşa işaret ederek ayrı ayrı bir arada olma ihtimaline bir çağrı yapıyor. Bunu düşününce aklıma, sizden önce Yanköşe’de ağırlanan Nermin Er’in de işinde bir arada yaşama vurgusu yapmış olması geliyor. Onun çalışması daha ziyade şehir ölçeğinde insan ve hayvanların birlikte yaşaması fikrini ele alırken, sizinki insanların bir arada olması halinin daha soyut, düşünsel, politik açıdan ele alınışı gibi. Bu anlamda bu işlere bir kavramın farklı yorumlanmaları gibi bakmak mümkün mü sizce? 

“AYRIAYRIBİRARADA” bütün farklılıklarımızla bir arada olmaya bir çağrı olduğu gibi bu farklılıklar olmadan anlamlı bir cümle kurmanın da imkansızlığını vurguluyor. Farklılıklarımız ancak bir arada olduğumuzda ortaya çıkabiliyor ve bir anlam kazanıyor. Nermin’in işinde de, bizim işimizde de bizden farklı olanların yaşam hakkı ve birlikte bir yaşam kurma önerisi var.

Çalışmanın yer aldığı uzamla ilişkisine bakacak olursak, aslında doğasındaki iki boyutluluğun, bir tür illüzyonla, üç boyutlu gibi algılanabilme ihtimali olduğunu görüyoruz. Diğer taraftan döngüsel bir çıkmaz var: İş uzaktan tamamen anlaşılmaz ve karmaşık görünüyor; yakınlaştıkça insan tanıdık harf ve işaretleri görüp anlam çıkarabileceğini sanıyor ancak en yakına geldiğinizde yine bunların anlamlı bir şekilde düzenlenmediğini anlıyorsunuz. 

Aslında burada döngüsel çıkmaz olarak bahsettiğin anlaşılmazlık, bir şeyin aynı anda hem kendisi hem de başka bir şey olması durumundan kaynaklanıyor. Bu, bizim çalışma yöntemimizin bir parçası. Bize sorarsan iş uzaktan bakıldığında çizgilerden oluşan soyut bir desen olarak anlaşılıyor,  yakınlaştıkça çizgilerin harfler, noktalama ve diğer işaretlerden oluştuğunu anlıyorsunuz. Daha da yakınlaşan izleyiciler için ise işin ismini ve iş üzerine kısa bir bilgiyi içeren tabela, anahtar olarak devreye giriyor. Şöyle de söyleyebiliriz; işle uzaktan, yakından ve en yakından ilişkiye giren izleyiciler için iş kendini birkaç farklı şekilde sunuyor. 

Ulus, bayrak, dil gibi büyük anlatılar, yalnızca Türkiye’ye ait değil elbette. Bu anlatıların kurucu unsurlarını parçalama yönteminizi uzun süredir yaşadığınız Almanya’da da uygulamıştınız. Örneğin 2012 tarihli “Spread the Word” adlı işinizde politik parti söylemlerindeki kimi kelimeleri bağlamlarından ayırıp, ayrı kutulara koyup; izleyiciyi kendi cümlesini kuracağı kelimeleri bu kutulardan seçmeye ve bir konfeti tabancasına yerleştirmeye davet ettiniz. Bu işle birlikte diğer kimi işleriniz de aklıma açık yapıt kavramını getiriyor. Siz parçalı kurguladığınız işlerinizde izleyiciyi de o işi yorumlamaya davet ediyor, anlam kurgusu için belli bir özerklik tanıyorsunuz denebilir mi? 

“Spread the Word”, Almanya’da seçim dönemlerinde kamusal alanlara asılan siyasi partilere ait propaganda posterlerinde kullanılan söylemleri içeren bir proje. Çalışma, bu söylemlerde kullanılan
kelimelerin tümünü, aralarında herhangi bir seçim yapmaksızın alır ve alfabetik sırayla sunar. Böylece, her bir kelime kendi bağımsız konumunu kazanmış olur. Ancak iş, söylemleri oluşturan kelimelerin hepsini olduğu gibi kullandığından, sonuçta ortaya çıkan indeks, posterlerde kullanılan söylemlere bağlı kalmaya da devam eder. Daha önce bahsettiğimiz durum burada da var. İş, konu aldığı şeyin (burada siyasi parti söylemleri) bütün potansiyelini kullanarak onu başka bir şeye dönüştürmeye çalışıyor. Bu anlamda “AYRIAYRIBİRARADA” işiyle de benzeşiyor.

“Spread the Word” izleyicinin katılımıyla tamamlanan interaktif bir proje. İş üç bölümden oluşuyor. Bunlar; siyasi parti söylemlerinde kullanılan kelimelere ait bir indeks, bu indekste geçen her bir kelimenin binlerce küçük ölçekli baskısı ve yüzlerce konfeti tabancası. Çalışmayı kısaca şöyle anlatabiliriz: İş izleyicileri indeksteki kelimeleri kullanarak kendi söylemlerini oluşturmaya davet eder. Bu davete cevap veren her bir katılımcı, indeksten seçtiği kelimelerle kendi söylemini oluşturur. Daha sonra bu söylemi iki adet konfeti tabancasının üzerine yazar ve her iki tabancanın da içerisini söyleminde kullandığı kelimelerin küçük ölçekli baskılarıyla doldurur. Yeni söylemi içeren tabancalardan bir tanesi işle beraber kalırken, diğeri katılımcıyla beraber mekandan ayrılır. Böylece kamusal alandan içeriye taşınan kelimeler farklı söylemlere dönüşerek yeniden dışarıya dağılırlar.  

Senin de sorunda belirttiğin gibi, parçalı kurgulanan işlerimizin çoğu izleyiciye yeni anlam kurgusu
için alan açmaya çalışıyor. Belki de bu durumu sadece parçalı işlere indirgememek lazım. İşler, bazen “Spread the Word”deki gibi izleyicinin birebir katılımıyla, bazen 12 metre uzunluğunda bir bayrak direğini eriterek yaklaşık 2 cm yüksekliğinde bir metal plakaya dönüştürüp Dortmund’da bir kaldırıma yerleştirdiğimiz “Hemzemin” işindeki gibi fiziksel bir deneyimle, bazen de “AYRIAYRIBİRARADA”ki gibi, görsel bir estetik dil yoluyla izleyiciye kendi anlam kurgusunu oluşturabileceği bir alan açmaya çalışıyorlar.

Bence bu iş İstanbul’un göbeğinde sadece görselliğiyle değil, içeriğinin ortaya attığı tartışma ve getirdiği öneriyle de kayda değer bir alan açmış olacak. Çok teşekkürler ve tebrikler!