2010 Review by Necmi Sönmez (TR)

http://lebriz.com/pages/lsd.aspx?lang=TR§ionID=5&articleID=801&bhcp=1

Özlem Günyol ve Mustafa Kunt’un Darmstadt’taki Sergisi Üzerine

Çalışmalarını 2001’den beri Frankfurt kentinde sürdüren Özlem Günyol ve Mustafa Kunt geliştirdikleri birbirinden farklı projelerle, izleyicilere sergi açtıkları mekanların “kavramsal özelliklerini” aktaran farklı bir tavır içindeler. Bu da, değişen sergi mekanlarına göre farklılaşan, sürekli olarak süprizler üzerine kurulu bir özellik olduğu için, sanatçıların çalışmalarını belli bir payda altında toplamak mümkün görünmüyor. Bu süprizlerden biri olarak değerlendirilmesi gereken son sergilerinden birini Darmstadt’taki, enerji üreten HSE Holding’in ana yönetim binasında açan sanatçıların bu çalışmalarının çıkış noktası, Carl Orff’un “Gisei-Kurban” isimli operası. Bu etkileyici sergiyi yorumlamaya geçmeden önce sergi mekanı ve özellikleri hakkında biraz bilgi vermek gerekecek.

Özlem Günyol’un Charlotte-Prinz-Bursu’nu alması nedeniyle Darmstadt’ta çalışırken sergi organizasyonu yapan Cornelia Saalfrank’ın davetiyle Mustafa Kunt’la birlikte gerçekleştirdiği proje, HSE Holding geniş çaplı kültürel projelerinden biri. Holding, Carl Orff’un 1913 yılında yazılmasına rağmen hiç sahneye konulmamış olan “Gisei-Kurban” operasının Darmstadt Devlet Tiyatrosu’ndaki premiyerinin sponsorluğunu üstlendiği için genç sanatçılara da bu doğrultuda bir proje geliştirmelerini Cornelia Saalfrank”in yönlendirmesiyle önermiş. Bu öneri sonucunda HSE Holding’in ana giriş mekanında ortaya çıkan sıradışı sergi, aynı zamanda "Junge Kreative zu Gast" (Misafir Genç Yaratıcılar) isimli sergi dizisinin de ilk örneğini oluşturuyor.

Modern bir mimariyle yeni inşaa edilmiş olan binanın giriş katındaki büyük duvarın tamamını kaplayan çalışmalarında Günyol ve Kunt, “yapısal bir analizin” sonuçlarını farklı bir görsel dille yorumluyorlar. Ünlü Alman bestecisi ve müzik pedagoğu Carl Orff (1895-1992), 20. yüzyılın en popüler kantatları arasında yer alan Carmina Burana’nın (1937) bestecisi olarak tanınıyor. Orff’un 1913 yılında yazdığı müzik draması “Gisei-Kurban’, aslında klasik bir Japon halk hikayesinin (Terakoya) yeniden uyarlamasıdır. Umutsuz bir aşkı anlatan bir hikayeden yola çıkarak yazılan bu müzik draması Orff’un ilk bestesidir. Özlem Günyol ve Mustafa Kunt bu çalışmaya konu olan metni okuduktan sonra metinde yer alan tüm harfleri ve noktalama işaretlerini sayarak gruplara ayırmaya karar vermişler. 27 harften oluşan Alman Alfabesinin ilk harfi olan A’dan başlayarak son harfi olan ß’e kadar, Orff’un metninde geçen 6.948 harfi ve noktalama işaretlerini sayarak onları gruplara ayıran sanatçılar bu sayede çalışmaları için bir tür “ham madde” üretmişler. Bunun bir duvar çalışmasına dönüştürülmesinde son derece kavramsal bir strateji izleyen Günyol ve Kunt çifti, gruplara ayırdıkları harfleri ve noktalama işaretlerini, mekanın tavanından tabanına, doğru, yukarıdan aşağıya gelecek şekilde yerleştirirken, harfleri birbiri üzerine ekleyerek bir tür ornament, motif oluşturma yolunu seçmişler. İzleyicilere ilk bakışta soyut bir resim gibi gelen, ama yaklaşıp üzerine dikkatle eğildiklerinde kavrayabilecekleri bir görselliği sunan bu çalışmanın duvarda görünen hali son derece etkileyici. Çünkü Orff’un kullandığı her harf ve noktalama işaretinin yukarıdan aşağıya doğru eşit aralıklara 33 sıra olarak alt alta geldiği çalışmada, her sıra o harfin ne kadar çok olursa olsun yanyana getirilmesiyle, üst üste bindirilmesiyle oluştuğu için, adeta bir tür hiyeroglifi andırıyor. Örneğin yukarıdan aşağıya 5. sırada 978 adet “e” harfinin yanyana gelmesi, duvar resmine bir tür ornament karakteri kazandırıyor.
Fuayenin tamamını etkisi altına alan duvar resminin yanı sıra bu çalışmanın ikinci parçasını oluşturan sanatçı kitabı da, Günyol ve Kunt’un nasıl kavramsal bir çizgide çalıştıklarını izleyicilere aktarıyor. Bu sanatçı kitabının en önemli özelliği, duvar resminde kullanılan harf karakterini, noktalama işaretlerini bire bir izleyicilere göstermesinin dışında formsal olarak da, projenin dinamiklerine gönderme yapıyor olması. Duvar resminin orantılarına sadık kalınarak basılmış olan sayfalar, özel olarak çiltlendiği için, bu kitabı eldivenlerle birlikte eline alan izleyiciler, çalışmanın dayandığı “görsel emekle, araştırma tutkusuyla” birebir karşılaşıyorlar. Carl Orff’un librettosundan yola çıkarak gerçekleştirilen bu “yapısal araştırma”, aslında bir tür “kültürlerarası diyaloğun” geçmişte ve günümüzde nasıl ilerlediği hakkında son derece çarpıcı yorumları içinde barındırıyor. 18 yaşındaki genç bir Alman besteci, 1913 yılında yazdığı müziğe klasik bir Japon halk masalından esinlenirken, bunun o dönemin kültür ortamı tarafından yadırganacağını biliyordu. Çok hırslı olan ve yükselme tutkusu yüzünden kendi işine yarayacak her kişiyle ilişki kuran, hatta Nazi döneminde bile sipariş alacak kadar işini bilen Orff’un hangi dürtülerle bu egzotik Japon masalına yöneldiği hakkında pek fazla bilgiye sahip değiliz ancak yazıldıktan tam 97 yıl sonra Darmstadt Devlet Tiyatrosu tarafından ilk kez sahneye konulan bu eser, kelimenin tam anlamıyla “egzotik” bir karaktere sahip. Özlem Günyol ve Mustafa Kunt uzun süreden beri “egzotik” olan kavramlar üzerinde çalışarak, aslında güncel Avrupa kültürünün başka kültürlerden gelenlere karşı uyguladığı Avrupamerkeziyetçi, tutucu tavrı, özellikle “kimlik sorunları” üzerinde yoğunlaşarak gözler önüne seriyorlardı. Eleştirel yaklaşımlarını siyah-beyaz sloganlarla, simge ve sembollerle değil de kavramlarla gündeme getirmeye çalışan sanatçılar, her zaman “egzotikleştirme”, “farklılaştırma” ve “ötekileştirme” yaklaşımlarının karşısında durdular. “İsimsiz” (Gisei) ismini taşıyan bu çalışmaları bu tavırın en soyut formlara dayalı olarak ön plana çıktığı önemli işler arasında yer alıyor. Çünkü Orff’un çevirisinden yola çıkarak ele aldığı Japon halk masalı ile, Günyol ile Kunt’un Orff’un yazdığından yola çıkması arasında son derece detaylı olarak incelendiğinde kavranabilecek olan “alt anlamlar”, “karşılaştırmalar” var. Bunlar ele alındığında çalışmanın ağırlığı ve üzerinde durduğu “kültür eleştirisi” daha yetkin olarak kavranabiliyor. Çalışmanın gösterdiği ornament, motif zenginliği ile kavramsal çerçevesi iki farklı yaklaşım açısını değil, bir sanatçı duruşu olarak “söylemin” nasıl kurgulandığını da duyumsatıyor.

Unutmamak gerekiyor ki, Avrupa’daki güncel sanat ortamlarında özellikle 2005’ten sonra gündeme gelen “egzotikleştirme” eğilimi var. Bu eğilim Batı dünyası dışında kalan kültürlerden gelen sanatçılara, ancak belli temalarda (politik durum, İslam eleştirisi, göçmenlerin uyum sorunları, kadın hakları vb.) iş üretirlerse sergileme imkanı vermekten yana. Arzulanan, önyargıların yıkılması değil daha da keskinleşmesi. Artık son derece can sıkıcı bir konum alan bu eğilime karşı durabilen pek az Türkiye kökenli sanatçı arasında yer alan Özlem Günyol ve Mustafa Kunt, Darmstadt’ta gerçekleştirdikleri projeleriyle tavırlarının ne kadar köklü ve farklı “kültürel eleştiri alanları” üzerinde yükseldiğini duyumsatıyorlar.

"İsimsiz" (Gisei) isimli çalışma Eylül 2010’a kadar Darmstadt’taki HSE Holding binasında görülebilir

 -  -  -