2009 Text by Didem Yazıcı (TR)

Sanat Dünyamız, 112. sayısında basılmıştır.

Kendi Politikalarını Üreten İki Sanatçı: Özlem Günyol & Mustafa Kunt

Özlem Günyol ve Mustafa Kunt, 2003’te Frankfurt’ta katıldıkları bir grup sergisine ayrı ayrı işler hazırlama niyetindeyken, anlık bir diyalog sonucunda birlikte fikir yürüterek ürettikleri ortak bir işle etkinliğe katılma kararını alırlar. Kolektif üretim süreçlerinin başlangıcı olan bu ilk proje, ikilinin bundan sonraki çalışma yöntemlerinde belirleyici bir role sahip.

Günyol ve Kunt’un çalışmaları, ilk bakışta izleycisine tuzak kuran, görsel anlamda sanat tarihinden beslenen, aynı zamanda ona çelme takan bir yaklaşım içeriyor. İkili, geleneksel sanat tarihinin oluşturduğu kategorik üslûp ve akımları: kimi zaman aktivist ve radikal bir performansı, kimi zamansa modern soyut resim geleneğini işleyerek sanat pratiklerine dahil ediyor. Dolayısıyla, sanatçıların üretiminde tekniğin sorunsallaştırılması ve malzemenin kendinden bir adım geride durarak kurgulanmış bir altyapı seziliyor. Öyle ki, hani malzeme ile kurulan ilişki ‘tek gecelik’ ve pragmatik desek, yanlış olmayacak.

Öte yandan, işlerin kurgusu, arka planı, coğrafyası, mekâna özgü oluşu, kamusal ve mimari alanla kurduğu ilişki, ikili için daha somut ve üzerine çalışmaya değer nosyonlar gibi görünüyor. İkili, tartıştıkları kavramları en doğru biçimde görselleştirebileceklerine inandıkları malzemeye yönelip, ‘medium’u bu doğrultuda araçsallaştırma yoluna gidiyor. Böylece ne malzemenin kendisi, ne kavramı, ne de formalist görselliğin ön plana çıktığı bir yaklaşım benimseniyor. Sanatçılar bunun aksine, modern ve güncel sanatın imkânlarını en geniş ölçüde değerlendirip, limitlerini ustaca kullanarak, farkındalıkları doğrultusunda şekillendiriyor. Bu noktada ‘medium’un geleneksel ya da deneysel olması pek de birincil bir önem taşımıyor. Zira, onlar için öncelikli olan ‘fikir’de kendisini belli ediyor. Sanatçıların bu doğrultuda gerçekleştirdikleri kavramsal sanat, modernist ve çağdaş sanatın görsel kodlarının kullandığı sosyo-politik bir alana yayılıyor. Sanatsal edimin temelini, toplumsal koşulların ve sorunsallaştırılan sosyolojik temaların oluşturması, bireyselciliğe karşı güçlü bir alternatif olarak görünüyor. Ancak sosyolojik içerikli kavramsal sanatın hangi koşullarda ‘plakatif’ olduğu, hangi koşullarda kendini gerçekleştirmiş bir sanatsal söylem içerdiği, sorunlu ve tartışmalı bir konu. Politik ve sosyolojik sanat, hangi noktada, slogan-vari, dolaysız bir anlatım taşır, hangi noktada bağımsız, evrensel bir sanatsal içerik geliştirir? Toplumsal ve sosyo-politik açmazların temalaştırılarak, kendini tekrar eder biçimde uygulanıp, anlam kaymalarına yol açtığı post-oryantalist ve yerellik olgularını temel alan klişeleşmiş üçüncü dünya ülkesi söylemi güncel sanatta ne kadar işleyebilir? Sırf bu soruların ışığında bile ikilinin çalışmaları, yeniden bakılmaya değer görünüyor.

Milli Temsiliyet Göstergeleri Üzerine

Millî temsiliyet göstergeleri üzerine yoğunlaşan Günyol ve Kunt, tüm ülke bayraklarının üst üste basılarak oluşturulduğu Flag-s (2009) adlı baskı-resim çalışmasında, ‘bayrak’ın nesneleşerek yeniden üretildiği bir kurgu geliştiriyor. Sembolize ettiği ulusal temsiliyeti geride bırakıp, yok sayan, hiçbir zaman böyle bir işlevi olmamışçasına; kapalı, simsiyah dikdörtgen bir form oluşturuluyor. Geometrik soyut sanatın biçimselliği kullanılarak, Malevitch ve Rothko’ya referans veren işler, diğer yandan Millî aidiyet sembollerine geliştirilen bir eleştiri niteliği taşıyor.İzleyiciyi aldatma eğilimi taşıyan bu ikili mimik; çalışmanın başlığı, izleyiciyi yönlendirdiği ve işi doğru okuma imkânı sağladığı için, izleyicinin yanılsama ihtimalini kırıyor. Bayrak’ın dolaylı olarak konu alındığı Flagpole (2007) adlı projede, ikili bu kez performatif ve çok yönlü bir iş gerçekleştiriyor . İki kamusal alanda gerçekleşen, politik eylemi çağrıştıran bu performans, özellikle geliştirdikleri yaklaşım açısından farklı okumalara açık. Proje, performans, video performans ve heykel olarak farklı medyumlarla işlemesine ramen, bütününde tek bir iş aslında. Flagpole, Almanya’nın ilk parlamento binasının önünde bayrak direğini büküp, süreci video kayda alıp, ardından sergi mekânının içine yerleştirilmesinden oluşuyor.

Söz konusu bayrak direğinin temsili olan direk, “bayraksız”. Bu noktada, Flag-s işinde nasıl bayrak fikri kendi kendini iptal ediyorsa, Flagpole’da da bayrağın olmayışı, yine kendi kendini iptal eden bir bayrak temsiliyetine gönderme yapıyor. Tıpkı baskı-resimde kullanılan ülke bayrakları gibi, performansta bayrak direğinin boş olması, izleyicinin kişisel tarihi, kültürel kimliği ve hayal gücüne göre potansiyel 246 farklı bayrak imgesinden herhangi birbirini ifade edebilir. Çalışma, bayrak direğinin sanatçı tarafından oksijen kaynağı ile bükülüp, soyut bir heykel formunu alması ve ‘White Cube’un içine girmesiyle birlikte, klasik bir heykelin nasıl politize edilebileceğini, aynı zamanda politik bir işin nasıl estetize edilebileceğini gösteriyor. Her ne kadar farklı süreçlerle birlikte işleyen bir çalışma olmasına rağmen, direği bükme eyleminin ne derece politik ve ne derece sanatsal tavra yakın durduğu tartışmaya açık. Direğin bükülmesindeki müdahaleci eylem, aktivist bir sanata işaret ediyor olsa da, diğer yandan bükülen bayrak direğine modernist bir heykel formu verilmesi, işi aynı zamanda sanatsal olarak bir tüketim nesnesi haline getiriyor.
Performansın tanıklığı ise, önceden duyuru yapılmadığından dolayı, gerçekleştiği sırada civarda bulunan bir kitle tarafından gerçekleşiyor. Sadece performans için oraya gelen, sanatı tüketen izleyici kitlesinin orada bulunmayışı, performansı aktivist alana daha yakın kılabilir mi? Bu bağlamda, çalışmanın habersiz yapılan, spontan politik eylemlere, performatif açıdan daha özdeş olduğu ileri sürülebilir. Öte yandan, bükülen bayrak direğinin, parlamento önünde hazırda bulunan değil, sanatçılar tarafından getirilen bir direk oluşu, işin okumasını değiştirebilecek başka bir bilgi. Son olarak politik bağlamları olan bir işin özünde bireysel iç güdü rol oynayabilir mi ve ne derece oynayabilir sorusu, çalışmanın izleyicide bıraktığı farklı bir soru işareti.

Gerilimli Topraklardan Manzaralar

Güncel politikanın, sanatta bulduğu ifadeyi rafine bir dille görselleştiren Scenes (2005) projesi, yine Millî temsiliyet üzerine, ancak farklı bir kavramı konu ediniyor. Kosova’nın Sırp, Arnavutluk, Makedonya ve Karadağ ile olan sınır bölgelerinde gerçekleşen fotoğraf çalışması, doğaya ait bir manzara imgesi olarak işliyor. Kimi zaman mayın tehlikesinin olduğu kritik bir alan olan Kosova sınırında fotoğraf çekmekle, bölgedeki gerilime kontrast, ‘romantik’ bir görsellik yakalanıyor. Günyol ve Kunt, bölgedeki tarihsel, politik ve askeri koşulları belgeleyip, daha direkt ve hızla tüketilen, dolayısıyla hafıza oluşturmayan bir yöntem benimsemiyorlar. Herhangi bir yerde rastlanabilecek, gündelik yaşama ait bir imge, kavramsal alt yapıyla yeniden üretilip, devreye sokuluyor. Sanat tarihinde yüzyıllardır konu edilen manzara geleneği, Scenes’le birlikte geç-küresel dönemin sınır problemlerine işaret ederken, oldukça steril bir dil kullanılıyor.

Sınırlara Tanıklık

Her ne kadar Scenes’de kendi kendini tekrar edip, kuramın altında ezilen bir kavramsal sanat anlayışından söz edemesek de, “sınır” sorunun tekrar ele alındığı Untitled (borders from 1804 to 2006) (2006) adlı çalışmaları için aksi bir yorum getirmek kısmen güç. 19.Yüzyıl’dan bu yana değişen Avrupa sınırlarını belirleyen video animasyon, sınırlar genişleyip daraldıkça renk değiştiren ülke sınırlarını görselleştiriyor. Monitör yüzeyinden yansıyan formun harita mı, yoksa soyut lekesel bir resim mi olduğu, ilk anda izleyiciye ulaşmıyor. Denizlerde mavi renk kullanılmaması kodlanmış harita bilgimizi yenilgiye uğratıyor. Parlak renklerin baskın olması, çekici bir görsellik yaratırken, renklerin giderek yavaşça yayılması, kendini yineleyen ritmik bir hipnoza dönüşüyor. Sanatçıların diğer işlerinin tersine bu çalışmada, izleyiciyi alıp götüren ‘esctasic’ bir durum söz konusu. Bunların yanı sıra, çalışmanın enformatif oluşu ve sınırların adeta televizyonda yayınlanan tarih dersiymişçesine görselleştirilmesi, sanatçıların diğer çalışmalarına kıyasla daha formal ve didaktik bir söylem geliştiriyor.

Güçlü, sağlam ve minimal bir tavır benimseyen Günyol ve Kunt, sosyolojik ve politik sanata yaklaşım biçimleriyle, şimdiden olgunluk dönemlerinde gerçekleştirecekleri yapıtların ipuçlarını veren, salt politik sanat değil, kendi politikasını oluşturmuş bir sanat dilinin genç kuşak temsilcilerinden olduklarını şimdiden gözler önüne sermeyi başarıyor.

---------------------------------------------------

Sanat Dünyamiz
Kendi Politikalarini Üreten Iki Sanatci: Özlem Günyol & Mustafa Kunt by Didem Yazıcı
No: 112 Eylül Ekim 2009, PAGE; 60-66, ISSN 1300-2740-112